aşk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
aşk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

14 Haziran 2016 Salı

Mahşer Günü Şaşkını


Nasıl baktın öyle!
İçimde kıyametler kopuyor
Kalbim, mahşer günü şaşkını.
Sensizlik mi zor
Yoksa yanmak mı cehennemde ?
Bir an yoksun diye geçiyor içimden
Etimden etler kopuyor!
Sırt döneceksen bir gün eğer
Ortasında bu mahşer telaşının
Sök al içimden aşkını
Ayır nefesini nefesimden
Giderken.


7 Ocak 2014 Salı

Yapraklarında Kurşun İzi



Savaşın ortasında bir fidan
İzler öylece kıpırdamadan
Kurşun izleri taşır 
Barut kokan yapraklarında
Büyüdüğünde
Nasıl yazılır gövdesine
Baş harfleri aşkın
Umutları aşıkların?
Oysa ki her ağaca
Gölge olmak yakışır
Masalsı sevdalara
..........

4 Mayıs 2013 Cumartesi

Bir'e Bir




Bu üstünlük hırsı oldukça
kimse kalamayacak birebir
ya yenecek yalnızlığını
bir sıfır
ya da yalan aşklarda kazanacak
ikiye bir
kalkacak "paylaşmak" tedavülden 
kalpler bencilliğe esir
gün gelecek
aşkı masallardan okuyacaklar
bir bir

..........




13 Şubat 2013 Çarşamba

Bugün Günlerden Aşk


Aşk dedim, sordum
sığmaz dediler yere göğe
kalbimi duydum
daha var dedi vakte
sustum, hayra yordum
...
sen geldin, durdum
kalbime sordum
bak dedi bak
yere göğe sığmaz denen aşk
o gözlerin içinde
saati kurdum
vakit gözlerini gözlerim geçe
....
Ne kadar dert varsa
üstümden soydum
gözlerim değdi gözlerine
aşka doydum
...


14 Şubat.. O'na ithafen.. 



8 Kasım 2012 Perşembe

Devrik Kral



Tek cümleden, uzun bir hikaye
"sevdim"
küçük harfle başlayan
noktasız
kuralsız
büyük serüven
kendi cümlesinde başrol
her seven
ama sorsan
herkes perişan
görsen
herkes figüran
ve herkes tek cümlelik devrik kral 
bir perdedir bazen
koca güneşi kesen
gölgelerin ortasında parlar hakikat
"şah mat"
tek cümleden, kısa bir son



18 Ekim 2012 Perşembe

Bir Düşün Peşinde



Özlem dediğin 
kanadı kırık bir kuşun
gözlerinde parlayan gökyüzü
en son kimi özledin bu kadar
özledim demek bir laf
her aşkın ilk sayfasında var
hiç perde ettin mi ?
gözlerinin önüne bir yüzü
dünyayı o perdenin arkasından
hayranlıkla seyrettin mi ?
bir düşün
uyan bencillik uykusundan
her sonu olmalı bir düşün
eşekler bile beraber gezer
yalnızlık korkusundan! 


25 Eylül 2012 Salı

Bin Yıllık Ayrılık


Ben sana alışkınım 
sensizlik de nereden çıktı
ne kadar yabancı
kusura bakmayın biraz şaşkınım
omuzlarımdaki hüzün sanki bin yıllık
bilmem ki nasıl yaşanır ayrılık
daha önce hiç kimseyi
unutmak zorunda kalmadım
...
Bir sırası vardır elbet
ölmeden hüzne gömülmenin
bu sırasız ayrılığın ardından
bir şişenin sarhoşluğuna karışıp
yıldızlarda adını bulmalıyım önce
ağlamalıyım baş harfini görünce
masaya konulduğu gibi 
kalmalı tabaktaki yemek
yaşamalıyım az su az ekmek
boşlukta çizdiğim hayaline dalıp
susmalıyım uzun uzun
acı gülümsemeliyim gerçek diye aldanıp
kül tablasına yaptığım külden kalede
içinde sen olan masallar yaratmalıyım
bir nefesle çıkmalıyım atımla yokuşu
sen kalenin tepesindeki prenses
ben küllerinden doğmak isteyen anka kuşu
belki üşümeliyim yalnızlıktan tir tir
dudağımda bir dua olmalı tek nefes:
" Tanrım ölene dek bu ayrılığı geciktir "
belki de karanlığı sevmeliyim
bir çiçek gibi güneşe küskün
aydınlığa sırtımı dönmeliyim 
unutmalıyım
unutmalıyım ama
önce gözlerimi soğutmalıyım

30 Haziran 2012 Cumartesi

Beş


Başımı döndürdüğün o gün
İşaretiydi aşka açılan yolculuğun
Ortasında şaşkın bir heyecanın
Yüzüğünü düşürmüş acemi bir aşıktım
Serçe kadar kırılgan ve tutkunu gökyüzünün
..
Nasıl da geçti beş yıl
Bir elin parmakları yetmeyecek
aşkın "sen ve ben" halini anlatmaya
ellerim ellerini terk etmeyecek
alışsa dahi
çiçekler susuz yatmaya
eller hep masum mudur sahi ?
sallanırken mesela 
bir devri kapatmaya
ilahi!
Nasıl sallansın ellerimiz
sıkılgan bir vedayla!
tutuşuyoruz sıkıca sevdayla
avuçlarımda kırışacak pamuk ellerin
vedasız, kavgasız ve ayrılıksız
Vallahi!



Dile "kolay" hakikaten... dilime hiç zor gelmez senli yılları saymak..




6 Haziran 2012 Çarşamba

Bir Kadın Yaşar Bu Şehirde


Bir kadın yaşar bu şehirde
sanki
saçları bahar 
her teli bir çiçek
gözleri seher
bakınca güneş doğacak
sözleri sihir
olmaz denen olacak
...
bir adam yaşar bu şehirde
sihirli baharların seherine aşık

25 Mayıs 2012 Cuma

Ben ve Gece Susuyorduk


Ben konuşuyordum yalnız
gece susuyordu
bir parça ay 
kaçıncı kez boş kaldığını unutmuş
nemli bir bardak
küle dönmüş yarım bir sigara
ve yalnızlıktan fazlası 
yoktu masada
hayalin beliriyordu apansız
ay ışığından da parlak
masanın ucunda duruyordu
bir kelebek konuyordu
yüzünün kıyısına
ömrü uzuyordu

gece konuşuyordu yalnız
ben susuyordum
düşüp kırılıyordu o nemli bardak
uzaklaşıyordu hayalin
o son gidişinin tiyatrosunu izliyordum
çaresizlikten fazlası 
yoktu masada
kaçıyordu kelebek
gittikçe soluyordu renkleri 
bir parça ay 
avuç dolusu kül
ve cam kırıklarından başka
hiçbir şey kalmıyordu geride
ben ve gece susuyorduk
artık
içimizden küfrediyorduk aşka





22 Mayıs 2012 Salı

Kırmızı Yüzlü Aşklar



Önce ellerimi aldılar benden
gözlerimi sonra
dokunmadan ve görmeden 
yaşanan bir aşkı izlediler
kırmızı yüzlü aşklar gibi sandılar
çok geçmeden
beyazın saflığına inandılar
kalbime uzanmak istediler
ama zordu bir günahkarın 
erişmesi kadar cennete
elleri kırıldı
bir utançtı sevdayı
sefil anlamlara yüklemek
yer yarıldı
içine girdiler

30 Nisan 2012 Pazartesi

Aşka "Sen" Diyebilmek





Sana teşekkür etmek istiyorum. Uzadıkça uzayan cümleler kurup, susuzluktan kurayana kadar dilim damağım yere göre sığdıramamak istiyorum seni.

Gözlerinle bana ışık olduğun için
Ruhumu titreten o ipek sesinle gönlüme huzur kattığın için
Pamuk ellerinle beni sarıp sert rüzgarlara bırakmadığın için
Omzunda başımı koyacak o yeri her zaman içtenlikle sakladığın için
Güzelliğinle bana yeryüzünde cenneti yaşattığın için
İnsanların ağız dolusu laflara sığdıramadığı aşkı, bana tek kelimede yaşatma fırsatı verdiğin için..Aşka "sen" diyebildiğim için..

Sana ne kadar teşekkür etsem az, sensiz geçen bir an bile fazla gelecek yaşadığım müddetçe..

İyi ki doğdun kollarında ölmeyi istediğim tek insan..

18 Nisan 2012 Çarşamba

Bıçağın Soğuk Yüzü



Bir başkası dokunacaksa sana
bıçak olmalı tenin
yalnız ben dokunduğumda
sıcak olmalı tenin
teninin kokusunda saklı
sırrı ebediyetin
...
Madem ki göremeyeceğim
o cennet misali yüzü
soğumalı yüreğim
sarıp sarmalarken
bıçağın soğuk yüzü



25 Şubat 2012 Cumartesi

Soğuk Loş Etkisi


Nasıl yaşayacaktım
O olmasa
Nasıl başaracaktım
Uzayan gecelerin sarhoşluğunu yenmeyi
Olmasa
Kuytu köşelerdeki yalnızlığın soğuk loş etkisi
O olmasa
kuru bir ekmeğin 
boğazı acıtan o yoksulluğu 
kalırdı ellerimde
olsa olsa



11 Şubat 2012 Cumartesi

Tövbe Haşa



Aciz bir kulum
tanrı ne derse kabulüm
tek günahım var
melekler sorar
Neden ?
cevap verir mi ki kelimeler

bir aşk yarattım
tövbe haşa
adı sen
çok yaşa
ve benle





28 Ocak 2012 Cumartesi

Zifiri Pranga


Gece 3
yalan söylüyor saat
uzuyor yelkovan
bir köprü oluyor
sana uzanan 
adım atsam yıkılacak
halt etmiş sırat
günahlarım karanlıktan ağır
çöküyor omuzlarıma
güneş terk-i diyar
ay bu gece sağır
ayaklarımda zifiri bir pranga

Gece 3
bildiğim en büyük yalanı söylüyorum
"seni sevmiyorum"
uzuyor gece

11 Aralık 2011 Pazar

Vakitlerden Veda



Günün aydınlık saatleri
başka bir şehrin ışıkları
demir bir parmaklık gibi
gökyüzünden inerek yeri deliyor
ellerim deliriyor
dönmek imkansız o bildik şehire
hasret koğuşunda 
çaresizlik voltaları adımlıyor
şaşkın gözlerim
artık
ayrı ışıklarla aydınlanıyor 
aynı semtin aşıkları
yüzümde saklı kuzey yıldızım
karanlık bastığında
bulacağım tek yön
sen
....
Güzel annem son kez öpüyor 
tuzlu yanaklarımdan
rüzgarla dövüşüyorum
kokusu kalsın istiyorum
alışana kadar 
aman vermiyor
kardeşim son kez kucaklıyor
iri elleriyle
ellerinde küçülüyorum
bir yarımı ona bırakıyorum
...
vakitlerden veda
ne ses var ne seda
yankısız bir boşluğa doluyorum
üstünü kapatıyorlar
gitmezsem olmazdı
gittim olmadı

8 Aralık 2011 Perşembe

Çığlıksız Bir Elveda



Sonbahar geldiğinde
sararan yaprakların
intiharını izleyeceğim
birer birer düşecekler
çığlıksız bir elvedayla
ayaklarımın dibi 
toplu bir mezarlık
yeşil günlerin 
kaybolmuş izleriyle
Sen gittiğinde
kendi sonbaharımı 
sarı yapraklarıyla örteceğim
ıssızlığın ortasındaki
yalnız bir ağacın
...
sensiz olmaz ki
yazı beklemeyeceğim 
yalnızlık içime sinmeyecek
ama ne çare
yeşilden sarıya dönen
bir hayat
sarıdan yeşile
dönmeyecek
..
gitme
yeşili çalma benden
bir kez öldüm
ölemem yeniden
sensiz sapsarıdır cehennem
terk etme





30 Kasım 2011 Çarşamba

Aşk Yoksa ?




Masallarla büyüyen bir çocuk için en zoru, içindekilerin rengarenk şekerlerden yapıldığı toz pembe dünyasının kapılarını kapatarak kızılın kıyametinin ve katran karasının hakim olduğu gerçekliğe adım atmasıydı. O adımı attıktan sonra bir yol aradı. Tekrar toz pembenin masalsı ışıltısına uzanan gizli bir geçit. 

Üstünde üç harf olan o kapının karşısına ilk geldiği gün, o çocukluğundan kalma mutluluğun esintisini hissetmişti yanaklarında. O gizli geçidi bulmuştu. "Aşk" yazıyordu  kapının üstünde büyük harflerle. Kapının önünde milyonlarca farklı ayak izi vardı irili ufaklı. Herkesin bu kapıyla bir imtihanı olduğunu anlamıştı ayak izlerinden. İçeride o hayal ettiği dünya olmalıydı ki insanlar kapının önünü aşındırmışlardı uzak yollardan gelip. 

Kapıdan içeri adımını attığında ellerine bulaşan gerçekliğe ait o katran karası izlerden kurtulması çok sürmedi. Yeniden beyazın hakimiyetinin sürdüğü o temiz dünyaya dönmüştü. Masallarla büyüyen o çocuk, şimdi aşkla büyüyordu. Aşk dinlediği diğer masallardan çok farklıydı. Onu uyutan değil, uykudan uyandıran eşsiz bir masaldı. 

Öyle büyüdü ki aşkla, güneş daha küçüktü sigarasının ucunda yanan ateşten. O, bir devdi artık aşka inanan. Kapıdan girmeden önce giyindiği o gururdan yeleği bırakmıştı dışarıda.O yüzdendi güneşle dans edercesine gerçekleştirdiği hızlı yükseliş. 

Masallarda bildiği gibi aşkta da mutsuz sonların yeri olmadığını sanıyordu ta ki yavaş yavaş küçülmeye başlayana kadar. Elleri küçülüyordu zordu artık tutmak. Gözleri küçülüyordu zordu artık görmek. Kalbi küçülüyordu ağır geliyordu aşk küçük bedenine. 

Küçüldükçe yalnızlaşıyordu. Küçüldükçe yaklaşıyordu adım adım çıkış kapısına doğru. Savaşıyordu ama o kadar küçüktü ki artık elleri, elinden bir şey gelmiyordu. Toz pembe manzara yavaş yavaş koyu renklere çalmaya başlıyordu. 

Kapının dışındaydı artık. Aşksız, gözden uzak bir yalnızlıkla tanışmıştı suratına çarpan o kapının eşiğinde. Görülmeyecek kadar küçük, duyulmayacak kadar sessizdi. Kimsenin bilmediği bir kimsesiz kadar meçhul olmuştu. Çığlığı, sinek vızıltısı kadar bile görkemli değil. Un ufak oldu ve çırpındıkça kendi çığlığında boğuldu. 

Mutsuz sonla biten bir hikayenin ardından, bir dev daha yıkılmıştı aşka inanan. 

Aşk yoksa, büyümek yalan mıydı yoksa ? 





17 Kasım 2011 Perşembe

İçimdeki Boş Oda



Ne kadar tanıdıktı yüzün
ilk kez görüyor olamazdım seni
yaşadığım bunca gün
yakından görebilmek içindi sanki
hüzün çalınmamış gülümsemeni
......
Adını biliyordum söylenmeden
yankısıyla titriyordu içimdeki boş oda
dinledim hiç söylenmeden
kayıplara karıştım eşsizliğinde
öğrenmeden önce adımı
senin adın fısıldandı sanki kulağıma
bir ezan sonrası sessizliğinde
.....
seni gördüğümde ilk kez
o parkın kenarında
sustu içimdeki ses
bir anda
kokun ve teninle doldu
o bomboş oda