kader etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kader etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

14 Mart 2014 Cuma

Çaresizler Yokuşu




Gideli kaç yıl oldu
Kaç ben öldü ? ..
Saklıyorum seni hala
Bir çocuğun "baba" deyişinde
eve gelen sıcak ekmek kokusunda
Bekliyorum baba
Sessizce çaresizler yokuşunda
Elim yüreğimde bekliyorum 
Sesin olmalıydı bu sokaklarda 
Elimi toprağına değil
Yüzüne sürmeliydim
Görmeliydim baba
Bahçendeki çiçekleri değil
Seni görmeliydim.

Ruhun şad olsun babam..

26 Aralık 2012 Çarşamba

Kaybettik Sevdikçe


Artık sevmiyorum hiç kimseyi
kimi sevdiysem
kimi aldıysam gözlerimin içine
ya benim dünyamın 
ya da bu dünyanın
dışına çıktılar 
göçüp gittiler
bir daha dönmemek üzere
kayboldular
omzumda bir el :
kaybettik dediler
anladım
kaybettik sevdikçe
....
doluydu gözlerim 
taştılar
bedenimi aştılar
ıslak bir çığlıkla
...
geride bomboş bir dünya
bomboş bakan bir çift göz
bıraktılar
söz dedim söz
sevmeyeceğim hiç kimseyi
artık
dolmayacak gözlerim
belki de 
olmayacak gözlerim
bu sefer kazanacağım
....

12 Eylül 2012 Çarşamba

Hani Olur da




Sarıya çalmadan önce son kez gülümseyen
yeşil bir yaprak gibi bırak kendini rüzgara
düşeceğini bile bile keyif al hayattan
soğuk yalnızlığını hisset boşluğun
küçük bir dua olsun dudağında
düşerken bile çok geç değildir bazen
umuda bir şans daha ver yeniden
hani olur da rüzgar ters eser
ortasında bulursun kendini mutluluğun















12 Haziran 2012 Salı

Kaderiyle Oynayan Adam


     

    Kaderin kendisi ile oynadığı oyunlardan sıkılmıştı. Kendisi de küçük yaşlardan beri sahne tozunu ciğerlerinde taşıyan birisiydi. Ailesinin mevki sahibi olacağı işlere yönelmesini diretmelerine rağmen, aşık olduğu yoldan sapmamıştı. "Tiyatrocu olup aç mı kalacaksın oğlum!" diyen annesine, " Ruhumu doyuracağım anne" diyebilmişti. Alkışlanmaksa yaptıkları için, en iyi yolu seçmişti aslında. Kendisi olduğu için almıyordu alkışı belki ama oynadığı karaktere ruh verendi. Alkışlar, o karakterin ruhundan içine akıyordu. Her gün takım elbise giyen bir müdür ya da önlük içindeki bir doktor olmaktansa kılıktan kılığa girip ayrı ayrı tatları tadabiliyordu karakter havuzundan. Kimi zaman saçı sakalına karışmış bir şarapçı kimi zaman kılıcını savuran bir kahramandı. O, oyunculuğun sınırlarında herşeydi ama kaderin karşısında hiç bir şey olmayışı düşüncesi altında eziliyordu.

    Kaderle karşılıklı bir oyun içinde olduklarının farkındaydı. Malesef ki bu sefer hiç bilmediği bir hikayede, neyle karşılacağından habersiz bir oyuncuydu. O'na sadece baş rol verilmişti. Gerisi kaderin yazdıkları. Dekor, ışıklar ve diğer oyuncular ise Tanrı'nın verdikleri. Bu bilinmezlik, yıllarını oyunculuğa vermiş biri için bile fazlaydı.

    Birikmiş kiralar, faturalar ve başarısız bir aşk denemesinin ardından ışıklar ve alkışlar sönmüştü onun için. Kız arkadaşının fırlattığı o yüzük sanki hala dönüyordu salondaki eşyaların bir o yana bir bu yana çekilmesinden dolayı aşınmış parkenin üstünde. O sesi hala duyabiliyordu. Dünya döndükçe o yüzük orada dönecekti sanki.  Ve Dünya döndükçe hiçbir şey eskiye dönmeyecekti.

    Işıklara alışkın olduğundan odası oldukça aydınlıktı. Gözü çalışma masasının olduğu duvardaki latince deyişe takıldı. Takıldı ve kaldı bakışları. Hani biri kapıyı vurup gittiğinde kapıya takılıp kalır ya bakışları insanın, kalkıp koşamaz peşinden, o ses sanki sıkıca bastırır durduğu yere. Oyle çaresiz bakıyordu. "Faber est suae quisque fortunae" yazıyordu duvardaki yazıda. " Herkes kaderini kendi yazar ". Üstüne çöken o donukluk çekilirken yavaş yavaş gözlerinden, ellerine baktı şöyle bir. Çaresizlikten titreyen elleri de bir şeyler yap der gibi ona bakıyordu. Bu ellerle düzgün, sonuca giden bir çizgi çekmesinin imkanı yoktu. Işıkları söndürdü. Derin bir düşünceye daldı karanlığın ve sessizliğin ilham veren huzurunda.

   " Kader, büyük bir oyuncuydu ama benim sahnem oynanmadı henüz. Bu oyunun sonucu benim ellerimde, benim kalemimde. Öyle bir çizgi çizeceğim ki, çıkışını yalnız benim bildiğim bir labirentte kaybolacak kader. Küçük oyunları yetmeyecek kurtulmasına. Ellerimde eriyecek. Kimbilir belki de en büyük dostum olcak. Bu hayat benimse, en büyük oyuncu ben olacağım. Kader, benim ışığım olacak. Aydınlatacak mutlu yüzümü sahnenin üstünde. Ben alkışların önünde eğileceğim kaderin değil. "

    İrkilerek çıktı daldığı o hipnozdan. Işıkları yaktı. Sanki kulağına fısıldanmıştı yıllardır aradığı o cümleler. Sanki doğduğunda kulağına okunan ismi gibi, yeni bir isim yeni bir kimlik daha kazanmıştı. Daha sağlam basıyordu yere. Ellerine baktı. Cesur elleri vardı artık. Kulağında yankılanan o ses kaybolmuştu. Parkeye doğru baktı. Yüzük bırakmıştı dönmeyi. Dünya, hala eskiye dönmüyordu. Artık O da eskiye bakmıyordu zaten. Eline almıştı kalemi bir kere cesurca.


" Kimisi kaderini oynar..Kimisi ise kaderiyle oynar " 


11 Haziran 2012 Pazartesi

Düşün'ce



Düşünce
pişmanlığın tahtına
mutluluk salıncağından tepetaklak
lanet okursun bahtına
tutacak ellerinden kıskıvrak
bin bir kederli düşünce
ne mümkün ki kurtulmak
bir bedbahta dönüşünce
...
Düştün diye boşluğa
kızma hep ağaca
tek suçlu oymuş gibi
küsme ormana
dön bir bak 
orada ayna
belki de ağırdın salıncağa



24 Kasım 2011 Perşembe

Düşledikçe Düştüm


Düşledikçe
gerçekler talan
düştükçe
gökyüzü yalan
oldu ve bitti
kader
uçurumun kenarında
havlayan bir itti 
haykırdım "yol ver"
dinlemedi gitti
kalbimdeki diş izleri 
ona aitti
tüketti
düşlerimin baharında
......
ben kadere düşman
kader inadından pişman
uçurumun kıyısından
derinlere ağlıyoruz